Darian Leader’ın biri 1996 diğeri 2000 yılında olmak üzere iki kitabı* Türkçe’de yayınlandı. Yazar Avrupa Psikanaliz Okulu üyesi ve çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği yapıyor. Yazarın yayınlanan kitaplarından çok rahatlıkla çıkarılabileceği gibi, çalışmalar önemli iki uğrağa sahip; Freud ve Lacan. Henüz Türkçe’de yayımlanmayan bir başka kitabı da zaten bu psikanalizcilerden birinin çalışmalarına giriş için genel okura yazılmış bir kitap; Yeni başlayanlar için Lacan. Saffet Murat Tura, Lacan için diyor ki; “Kimileri yere göğe koyamaz onu; bazı basit denklemlerini sloganlaştırarak çarpıcı bir şeyler söylemeye çabalar, Lacan’ı putlaştırırlar. Başkaları ise, özellikle psikoterapi pratiğine gerçekten ne kattığını sorgulayarak küçültür onu. Böyle bir ortamda sağduyu ile Lacan’ı değerlendirmek güçleşir.”[1] Bu bağlamda Leader’ın çalışmalarına bakılınca, belki psikanalitiğin son dönem gelişmelerini de içine alan bütünsel bir bakış açısının günlük hayatın koşuşturmacası içinde tek tek öznelerin yaşamları üzerinde, psikanalitiğin ne gibi belirleyiciliklerin varolduğunu daha kolay görmeyi olanaklı kılmaya çalışan çabalar olarak değerlendirilebilir. Tabi ki bu noktada Leader’ın da göz ardı edilemeyecek bir uyarısı var. Çünkü; çoğu zaman sorgulanan, öznenin kendi deneyimleri sonucunda ulaştığı fikirleri olunca, çözümleyici ya da başka açılımlarla özneye gerçekliği kavratmaya çalışan diğerlerinin deneyimleri, öznenin kendisi tarafından kolay kabul edilemez ve hatta saçma olarak adlandırılabilir.

“Okurlar, böyle bir araştırmanın bizi sadece kadın ve erkek cinslerinin, toplum ve kültür tarafından inşa edilmiş temsillerine götüreceği itirazında bulunabilir: Böyle bir kitap yapsa bu stereotipleri pekiştirip cinsler hakkındaki mitleri güçlendirir, denebilir. Fakat böylesi bir varsayım bu tür mitlerin gerçek kaynağıdır: Psikolojik bir özelliğin sosyal bir yapı olduğunu ileri sürmek, tam anlamıyla bunun ardında doğal, toplumun oluşturmadığı, daha gerçek bir şeyin varolduğunu ima eder. Ancak şu da açık ki, atom bombası ya da ozon tabakasındaki delik gibi toplumun oluşturduğu her şey gerçektir. Bunu yadsımak sosyal ve sembolik güçlerin etkisini hafife almak olur ki bu da mümkün değildir” (Kadınlar… 9).

Leader aslında her iki çalışmasında da psikanaliz açısından aşk sorunsalını irdeler. Bu sorunsalın erkek ve kadın cinslerindeki yansımalarının nasıl bir bilinçdışı koşulluk tarafından gerçeklendiğini açıklığa çıkarır. Kadınlar neden yoktur veya Truvalı Helena gibi havadan yapılmış bu kadınlar, bu boşluktan çıkmak için mi her fırsatı lehlerine çevirmeye çalışırlar? Erkek bir kadına neden kendini zincirler ve erkek olmak demek sembolik olanla, insani olmayanla neden kaynaşmış olmayı gerektirir? Kadınlar daha korumacı olurken erkekler neden daha dışa ve geleceğe yönelik olurlar? Neden erkekler her şeyi yorumlama ve açıklama eğilimi taşırlar? Erkeğin ve kadının bir birlerini red etmeleri durumu neden aynı yankıyla çiftlerde anlam kazanmaz? Erkek ya da kadın olmakta güçlük çekmek ile eşcinsel olmak arasındaki ilişki nedir? Erkek duygularını hasmanece gösterirken, arzularını belli ederken, kadın neden zarif ve gizemli davranmaya yönelir? Giden ve yokluğu açıklanmayan erkek kimdir? Annelik ile anaçlık neden farklıdır? Evlilik için ödenen bedel nedir, mutsuzluk mu? Her şeyden öte bir erkek neden sevilir? Erkek erkekliğinden yoksun göründüğünde, kadın erkeğin onsuz yapamayacağını düşünür, Brahms’ın evlenmeyişinin kökeninde yatan şey, kötü bir konser sonunda karısının yüzüne nasıl bakacağını düşündüğündeki zayıflıkta değil midir? Aşk, Lacan’a göre tamda bu iğdiş edilmişlik, eksiklik içinde oluşmaz mı? Aşk için ayrıntılar neden önemlidir ya da erkekler neden aşklarının budalasıdırlar? Erkek aşk ilişkisinin zayıf yanının taşıyıcılığını yapıyorsa ve kadın kendini o aşk ilişkisinin nesnesi olarak görürse neden ilişkiyi sonlandırmayı tercih eder? Kadınlar neden kavga istemlerine sevgililerinden olumsuz yanıt alınca kızarlar? Erkekler korkudan korkarken kadınlar dostane olmaktan neden korkarlar? Bir aşk mektubunun anlamı nedir ve nerede saklandığının bir önemi var mıdır? Kaç erkek kendilerine verilen hediyelerin paketlerini saklar?(…) Bir ilişkide söz vermek’in anlamı nedir? Aldatmak için uydurduğumuz bir hikayenin bilinçdışındaki karşılığı nedir? Her onama neyi gösterir? Bir sevgili kaybolunca, kalıcı bir sevginin simgesi ve odak noktası olabilir mi? Erkek ve kadın için evlilik ne demektir? Aşk başlangıcı ve bitişi aynı olan bir labirent midir? Fetişizm ve aşk arasında nasıl bir bağ vardır? Aşk ile nefretin arasındaki ince çizgi nerede durur? Aşık olmak ne demektir? Sözün içilmesi ve hayatın oluşması ne demektir? Aşk ile yemek alışkanlığı arasında nasıl bir ilişki vardır? Tam zamanında ya da geç kalma davranışlarının sürekliliği neyi anlatır? Erkekler genelde seviştikten sonra neden uyur? Psikanaliz bütün bu soruları Leader’ın çalışmasında yanıtlamak için önemli bir yol göstericidir.

Belki bu noktadan sonra soruları çoğaltmaktansa, soruların bazı cevaplarını incelenen çalışmalar bağlamında ele almak daha yararlı olacaktır. Daha fazlası okuyucunun kendi inisiyatifiyle belirleye bileceği benzer ya da başka sorular eşliğinde yapılabilir. Leader diyor ki; Levi Strauss bizlere mitlerin çelişkili varlığını gösterdi. Bu bilgi bize sorunlarımızı aşmada tam anlamıyla yardımcı olmadıysa da bize değişik açıdan düşüne bilme olanağı verdi. Psikanaliz de bu bağlamda mitleri önemsiyor ve onları yorumluyor. “Anlamın durduğu yere mantık girer ve ilk çelişkiyi alarak yeni modele şifreler. Ya da başka bir ifadeyle, bir şey anlamlı bir ifade olarak anlatılmadığı zaman şeyler arası bir ilişki biçimini alacaktır.(Örneğin A:B C:D)” (İş işten… 205). Yani Kral Oidipus (A) tarihin içinde saklanmış bir anlatı olmaktan daha çok anlamlıdır (B). Bu anlatı bir başka biçimiyle bir başka anlatıya (C) açıklık getirebilir (D) ve bu böylece sürüp gidebilir(A:B C:D …:..). Bu açıklamaların ve psikanalizin baştan aşağı bu tür yorumlamalarının bilimsel bir yanı olmadığının söylenmesi olasıdır. “Psikanalitik teoriler pozitif yönleri bakımından kendine özgü teorik sorunsalları, özgün bilgi nesneleri, teorilerin mantıki iç tutarlılığı, akılcılığı ve ikna ediciliği, bilgi nesneleri hakkında mantıki işlem yapabilme değilse de genel anlamıyla düşünebilme alanını genişletmeleri bakımından diğer bilimlere benzerler.”[2] Bu yazının oylumu belki bu tartışmayı bu noktada bırakmayı gerekli kılıyor fakat yine de şunu söyleyebiliriz ki psikanaliz bilimsel olsun ya da olmasın, kendi iddialarında olduğu gibi, hayatı öznenin kendisini bilinç koşullarının dışında bir yapıyla karşı karşıya bırakarak düşünüşünü yeniden başka bir pencereden yeniden kurmak denemesidir.

Lacan’ın dediği gibi “dil bilinçdışı”ysa bilincimizin apaçık ve örtük olan yanları onun tarafından kuşatma altında kalacaktır. Varlığın evi olarak dil bu tanımlama gereği bilinçdışı bir yapıyla ilişkiye dönüşerek, kendi varoluşumuzu da içten sarmalamaya başlayacaktır. Bu koşullar altında bilincimizin kendisini var ettiği yer sadece kendinde aydınlattığı ve açıklığa kavuşturduğu yer olmaktan öte, içinde doğduğu ya da kendini sunma olanağı bulduğu dil yani bilinçdışının da etkileşimi ile aydınlanacağı yer de olacaktır. Bu Lacan’cı yorum penceresinden bakılınca yukarıda incelenen çalışmalarda tartışıldığı söylenen soruları içeren denemelerin yeni çözümlemeri anlamlı hale gelecektir.

Bu tartışmayı biraz daha somutlayarak açarsak daha yararlı sonuçlar elde edilebilecektir. Leader kadınların günlük konuşmalarına pelesenk etmiş bir durumu şöyle açıklıyor, yorumluyor:

“Euripides’in Helena’sında öyküyü anlatışına bakarsak, Truva’daki kadının gerçek Helena olmadığı görülür. Hera’nın Paris’e aslında hiçbir şeye sahip olmadığını göstermek için havadan yapıp verdiği bir hayaldir o. Burada gerçek Helena Mısır’da eriyip gitmekte ve kocası Menelaos’un dönüşünü hayal etmektedir. [H]elena’nın ideal imgesinin ardında tek kelimeyle hiçbir şey yoktur. Bu yüzden de her kadının çabası,  bu boşluktan kendine bir anlam çıkarmak ve bu boşluğun yerine bir şey kurmanın yolunu bulmak içindir. Chanel’den yüzlerce giysiniz olsa da hâlâ ‘Giyecek hiçbir şeyim yok’ diyebilirsiniz: Sizde olmayan tek giysi kadınlık sorununa kesin cevap olan kadınlık üniformasıdır” (Kadınlar… 26).

Bu yorum belki aşırı abartı ve indirgemeci olarak değerlendirilecektir. Unutmayalım ki psikanalizde böylesi bir sunumu saltık doğru olarak göstermiyor, sadece bir durumun gerçekliğini karşılamak için başka bakışların varlığını kavramak, öznenin bilincinin gerçekliği kavramaya daha yetkin bir yönelimle hareket etmesini sağlayacağına işaret etmek olacağını söylüyor. Pek haklı olarak kadınların, özellikle de kamusal alanda yoğun olarak etkinlikte bulunan kadınların bu örneğin sonuçlarını gerçekçi bulmamaları anlaşılabilir bir tutum olacaktır. Bu konuda psikanalize eleştiri yöneten herkes için kavranılması gereken teorinin yumuşak karnını Frederick Jameson şöyle gösteriyor:

“Dolayısıyla, psikanalitik eleştirinin bu kadar sık bir biçimde sorunlu hale geldiği nokta, bir yanda edebi metin ile öte yanda ‘obsesif metafor’ ya da uzak ve ulaşılamaz çocukluk ve bilinçdışı büyülenme arasındaki yeraltı ilişkileri konusundaki ısrarı değildir: Daha çok, bu tür özel malzemelerin kamusal hale gelmelerini sağlayan dönüşümsel süreç üzerinde herhangi bir düşünümün [reflection] yokluğudur- kuşkusuz, sıklıkla, konuşma ediminin kendisi kadar önemsiz ve silik bir dönüşüm. Ne var ki konuşma ağırlıklı olarak toplumsal olduğu ölçüde, bundan sonraki sayfalarda Durkheim’ın ciddi uyarısını, psikanalitik eleştirinin sunduğu çeşitli modelleri değerlendirme konusunda başvurulacak bir standart olarak sürekli göz önünde tutmamız yararlı iyi olur: ‘Ne zaman toplumsal bir fenomen doğrudan psikolojik bir fenomenle açıklansa, açıklamanın yanlış olduğundan emin olabiliriz.’”[3]

Yukarıda verilen açıklamaya karşıt olarak oğul Hamlet’in, babasının katili ve ülkenin yeni kralı olan eski amcası, yani üvey babası; Claudius’u öldürmekte niçin çok fazlaca tereddüt ettiğinin, biraz da zamanı doldururmuşcasına davrandığının açıklamasını yapmasını beklemek gerek. Elbette tek başına psikanalitiğin verileri de bunu açıklamaya yeterli olmayacaktır sadece toplumsallın fenomenlerinin de.

Tekrar daha özel deneyimler yaşadığımız aşk alanına dönersek, kitapta verilmiş birkaç tanımı tartışmaya açmak yararlı olacaktır. Lacan’a göre “Aşk, eksikliktir”. Shakespeare’ın Juliet’ine göre “Tek aşkım tek nefretimden kaynaklanıyor”da gizli olandır. Kierkegaard’ın “Kararlı olmak, sessiz olmak demektir” sözünden hareketle Leader’a göre de “Aşk söz vermekle ile ilgili değildir, hiç verilmeyen sözlerin tutulmasıyla ilgilidir”.

* Darian Leader, İş işten geçtikten sonra verilen sözler, çev. Şen Süer Kaya, (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2000); Kadınlar yazdıkları mektupları neden göndermezler, çev. Nedim Çatlı, (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2.b., 1998).

[1] Jacques Lacan, Fallus’un Anlamı, ed. Saffet Murat Tura, (İstanbul: Afa Yayınları, 1994), 7.

[2] Saffet Murat Tura, Freud’dan Lacan’a Psikanaliz, (İstanbul: Ayrıntı, 1996), 35.

[3] Frederick Jameson, “Lacan’da İmgesel ve Simgesel: Marksizm, Psikanalitik Eleştiri ve Özne Sorunu”, içinde Freud’dan Lacan’a Psikanaliz, çev.Nesrin Tura, ed. Saffet Murat Tura, (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 1996), 208.

Yorum Yap