Benjamin entelektüel yazında giderek daha çok popülerleşiyor, bu yüzdende en olmadık seslere “renk katan” bir düşünür haline geliyor. Türkçe’de de durum farksız. Bu popülerleşmenin nedeni olarak birkaç gerekçe sayılabilir. Birincisi Benjamin dizgesi olan bir düşünür değil, bu da özellikle “ahkam kesmeyi seven” ve sözcüklerin gücüne aşırı önem verenler için onun kimi metinlerini kolay alımlanabilir ve oraya buraya monte edilebilir kılıyor. İkincisi kimi deneme ve inceleme yazısında Benjamin, sadece belirli türden bir disiplinin değil, disiplinler-arası gönderme ve eklemlemeleri kolayca devreye sokuyor. Bu tavırda seksenler sonrasında sosyal bilimlerde oluşan yeni bir dile, disiplinler-arasıcılığa, zemin hazırlıyor ve/veya katkı sunuyor. Üçüncüsü Benjamin gündelik hayatla kutsal olanı içice geçiriyorken hem nesnelerin dilinden hem de onların tarihlerinden vazgeçmiyor, çalışmalarında ortaya çıkan saydamlık ile bilginin ve deneyimin ulaşılabilirliğini, hafızanın hatıralar tarafından canlandırılmasını sağlıyor. Dolayısıyla 20.yüzyılın bütün yıkımları karşısında kendisiyle yüzleşmeyi ertelemiş kuşakların yerini dolduran yüzleşme kuşakları için bu, önemli teorik ve pratik imkanlar hazırlıyor. Elbette bütün bu sayılanlardan farklı olarak Benjamin metinlerine bağlanmalar ve keşifler söz konusu olabilir. Ancak neden her ne olursa olsun, bu bağlanma ve “refere/ gönderme” sistemindeki sorunlar, çoğunlukla, bu düşünürün düşüncelerinin belirli bağlamlar içinde işlenmesinden doğmuyor. Bilakis Benjamin’i yetersiz okumalar içinde genelleştirmelerden kaynaklanıyor. Ancak yine de her şerde bir hayr vardır ya da bardağın dolu tarafına bakılacak olursa, bu süreçteki önemli kazanımlara dikkat etmek daha olumlu olabilir, denilebilir. Bu minvalde Benjamin’in çalışmalarının birer birer Türkçe’ye kazandırılması ve tartışmaların doğrudan Benjamin’in eserleri üzerinden ilerletilmesi başlı başına kazanımlardır. İşte o kazanımlardan birisi de Benjamin’in doktora tezi olan Romantizmde Sanat Eleştirisi Kavramı. Türkçe çalışma iki özelliğe sahip. Birincisi çeviri oldukça sorunsuz, ikincisi kitap Ali Artun’un doğum-günü hediyesi, yani çeviri Artun’un Türkiye sanat ortamına yaptığı katkılara ve onun dostluğuna duyulan muhabbette içten bir teşekkür. Hem Artun’a hem de bu jesti gerçekleştirenlere müteşekkir olmamak elde değil. Nice yıllara “Benjamin”, Artun ve kadirşinas dostlar…

Benjamin doktora tezini temel olarak “Giriş”i sayılmadığında ikiye ayırıyor. Birinci bölümde “düşünseme”yi, ikinci bölümde “sanat eleştirisi”ni tartışıyor. Hemen “Giriş”te çalışmasının sınırlarını ve kavramsal sınırlarını belirliyor. Aslolarak sanat eleştirisi kavramını Romantizmle birlikte ele alacağı için, tezin mihenk noktasına Frederich Schlegel’in görüşlerini yerleştiriyor. Schlegel ve elbette Romantiklerin çoğu eleştiri kavramını farklı bağlamlarda farklı içeriklerde kullanıyorlar. Bunun temel nedenlerinden biri Romantiklerin epistemolojik kaygılarının tam bir sistemleşme eğilimi içinde olmaması. Fakat Benjamin’in belirttiği gibi, “Eleştiri her şeyden önce bir bilme momenti içerir –bu, saf bir bilgi olarak da, değerlere bağlı bir bilgi olarak da kabul edilebilir” (s.23). Bu durumda Romantiklerin bir sanat eleştirisinden söz edilecekse, asgari düzeylerde belirli türden bir bilgiye dayandığı en başta belirlenmelidir. Benjamin’in Schlegel’i merkeze almasının nedeni de aslında böylece açıklanmış olmaktadır. O halde Schlegel ve özellikle erken dönem Romantiklerin düşünseme üzerine açıklamalarına odaklanmak, söz konusu dayanaklara yaklaşılmasını sağlayacaktır: “Düşünmenin bir son bulabilmeye en uzak olduğu durum, kendi üzerinde düşünmesidir. Düşünseme, erken Romantiklerin düşüncesinde en sık rastlanan düşünme tipidir; bu önermeye bir kanıt göstermek için, onların fragmanlarına gönderme yapmak gerekir. Taklit, tavır ve üslup, Romantik düşünceye çok iyi uygulanabilen bu üç biçim, düşünseme kavramında belirgin bir biçimde mevcuttur” (s.38-39).

Schlegel düşünme ve düşünsemeyi eşit tutuyor, dolayısıyla düşünsemenin kendisini keyfilikle değil, zorunlulukla ifade eden bir düşünce üslubu olarak belirliyor. Aslında düşünseme biraz daha gerilere gidildiğinde, Kant’ın zihinsel sezgiyi [Anschauung] düşünme ve deneyim arasındaki belirli bir farka işaret ederek işlemesi nedeniyle, belirgin bir probleme dönüşüyor. Çünkü Kant’ın bu ayrımı ardıllarınca, başta Fichte, çeşitli iddialarla birlikte yeniden ele alınıyor ve aşmaya çalışılıyor: “Mutlak Ben’de, düşünsemenin sonsuzluğu, Ben-olmayanda ise koymanın sonsuzluğu aşılmıştır. Belki Fichte de bu iki etkinliğin ilişkisini tam anlayamamıştır, ancak yine de aralarındaki farkı hissettiği ve bu farkı özel bir biçimde kendi sistemine katmaya çalıştığı açıktır. Bu sistemin ise, teorik kısmında kesinlikle bir sonsuzluğa tahammülü yoktur. Oysa düşünsemede, gördüğümüz gibi, iki moment bulunur: dolaysızlık ve sonsuzluk. Birincisi Fichte’nin felsefesi için, tam da dolaysızlıkta dünyanın kökenini ve açıklanışını bulmanın yoluna işaret eder. İkincisi ise o dolaysızlığı bulanıklaştırır ve felsefi bir süreç sonucunda düşünsemeden bertaraf edilmesi gerekir. Fichte, en üst bilginin dolaysızlığına duyduğu bilgiyi erken Romantiklerle paylaşıyordu” (s.50). Yani Romantiklerin sanat eleştirisi Fichteci temellendirmenin iki momentini dikkate alan bir epistemolojik alandan beslenerek gelişiyor. Novalis, Hölderlin ve erken Romantikler “dolaysızlığın” düşünsemenin temel malzemesini kavramak için gerekliliğine işaret etmekle kalmıyorlar, Descartes’ın varolmanın zorunlu sonucu olarak düşünmeye yaptığı vurguyu tersine çeviriyorlar ve düşünmenin zorunlu sonucu olarak varolmaya odaklanıyorlar. Böylelikle yöntem sorunu beliriyor. Schlegel’in yöntem konusundaki tutumunu Benjamin şu şekilde özetliyor: ”-Kuşkuculuk, geçici bir durum olarak, mantıksal isyandır; bir sistem olarak, anarşidir. Kuşkucu bir yöntem yaklaşık olarak isyancı bir hükümet gibi olurdu- deniliyor Athenäum fragmanlarında. Schlegel, mantığı da aynı yerde, ‘pozitif hakikat talebinden ve bir sistemin olanaklılığı varsayımından yola çıkan bir bilim’ olarak tanımlıyor” (s.80). Yani Romantikler için bir nevi Nietzsche’nin yaptığı gibi, hem bir sistem-karşıtlığı hem de sistem-karşıtlığını açıklayabilmek için istemeden kurulmuş “geçici” bir sistem inşası söz konusu.

Schlegel ve Erken Romantikler açısından gösterilen bu epistemolojik ve metodolojik yaklaşımın ışığında, sanat eleştirisine bakıldığında, Romantikler sanat dediğinde genellikle şiir sanatını kastediyor oldukları açık. Şiirin de metafizik gibi yoktan doğduğu, tıpkı din gibi olduğu kabul ediliyorlar. Bu yüzden şiir eleştirisi Romantikler için, bir olumlama olmak durumundadır. Bu haliyle modern eleştiri ile bağları yoktur: “Eleştirideki bu bilinç yükseltimi, ilkesel olarak sonsuzdur; demek ki eleştiri, tekil yapıtın sınırlılığının yöntemsel olarak sanatın sonsuzluğuyla ilişkilendirildiği ve sonunda bu sonsuzluğa taşındığı dolayımdır; çünkü sanat, kendiliğinden anlaşıldığı gibi bir düşünseme dolayımı olarak sonsuzdur” (s.121). Böylece eleştirinin statüsü şiirin gizil amaçlarını deşifre etmekten çok, onu tamamlamak, onun tekliğini göstermek ve böylece farkına varılabilir kılmak oluyor. Bir bakıma “eleştirmenin görevi, düşünsemenin çekirdek hücrelerini, yapıtın pozitif biçimsel momentlerini, evrensel biçimsel momentlerin içinde ortadan kaldırmasına dayanır” (s.130). Yani evrensel, tikelin sonsuzluğu ve dolayımsızlığı içinde tikelin çekirdeğini içeriyor.

Romantik sanat eleştiri açısından biçimin önemi açık, bu yüzden biçimi bozan bir tutum olarak ironiye özel olarak eğilim gösteriliyor. İroni biçimi yok etmeden ona müdahale ediyor, bu malzemenin ironisi olduğunda olumsuz ve öznel, biçimin ironisi olduğunda olumlu ve nesnel bir hal alıyor. Romantikler için bu yüzden biçimsel ironi “müdahale ettiği yapıtı yok etmemekle kalmaz, onu yok edilemezliğe de yakınlaştırır” (s.149-150) olduğu için yöntem olarak benimseniyor.

Romantik sanat eleştirisi açısından önemli bir diğer nokta, sanat idesi kavramıdır. Sanat idesi kavramı biçimlerin düşünsemesinin dolayımıdır. Yani o tikelin evrenselle girdiği ilişkinin açıklanması, tikelliklerin hem kendi olarak hem de evrensel olarak varolabilmeleri için düşünsemenin ve biçimin öznel ve nesnel boyutlarını bütünlemek için temel kavram olarak görev alıyor: “Felsefesinde, tüm tekil felsefe ürünlerini tek bir felsefe ürününe dönüştürebilen, tüm bireylerden bir ve aynı bireyi yapabilen filozof, felsefesinde en üst düzeye ulaşır… [F]ilozof ve sanatçı, tabir caizse organik davranırlar… [İ]lkeleri, birleşme ideleri organik bir çekirdektir, belirlenmemiş bireyleri içeren, sonsuz bireysel, tamamen biçimlendirilebilir bir biçim olarak özgürce gelişir, yetişir –ideler açısından zengin bir idedir” (s.155). “Transandantal şiir sanatı kavramı” Romantik sanat eleştirisinin bir başka kavramıdır. Bu kavram sanat idesinin zamanla kurduğu bağın benzerini şiirin merkezine yaparak sürdürür. Bir başka ifade ile “salt şiirsel mutlaklığın biçimde şekillenişidir” (s.167).

Romantiklerin sanat eleştirisi bağlamında getirdikleri bu tutumlara ve özellikle sanat idesi kavramına atfettikleri öneme Goethe karşı çıkıyor. Goethe için Yunanlılar adeta ilk örneklerden yola çıkmışlardı, bu da sanatın ilk kaynağını sonsuzluk ve dolayımsızlıktan daha çok, biçimler dolayımındaki yaratıcılıkla ilişkilendirmeyi gerektiriyor. Goethe’nin eleştirisini Novalis şöyle cevaplıyor: “Doğa ve doğa kavrayışı aynı anda ortaya çıkar, tıpkı Antikçağ ve Antikçağ bilgisi gibi” (s.195). Yani Benjamin’in ifade ettiği gibi, Romantiklerin kastettiği saf biçime dair bir sonsuzluk iken, Goethe’nin ki, saf içeriğe dair birliktir. Bu doğal olarak Romantiklerin kurala ve ölçüye tepkili ve karşıt bir düşünceye sevk eder.

Benjamin doktora çalışmasında odaklandığı iki tema; “sanat eleştirisi kavramı” ve “özne-nesne ilişkisi açısından Romantizm”, onun daha sonraki çalışmalarında da farklı bağlamlar içinde varlığını sürdürür. Romantikler sanattan ve sanat eleştirisinden şiir ve şiir eleştirisini yapmayı anlayıp, uygularken, Benjamin edebiyat eleştirisine yönelir. Hölderlin, Baudelaire, Goethe, Proust, Gerçeküstülük v.s. üzerine düşünür. Ayrıca “özne-nesne ilişkisi bağlamını” hem doçentlik çalışmasında hem de tarih ve kültür eleştirilerinin leitmotifi olarak elden bırakmaz. Bu yüzden Benjamin’in doktora çalışmasını okumak, tarihsel olarak Benjamin çalışmalarının başlangıcına dönmekten öte bir anlama sahiptir. Belki bu okuma onu anlamanın önemli bir momentidir.

 

 

Yayımlandığı yer: “Romantizmde Sanat Eleştirisi Kavramı”, felsefelogos, Sayı: 38, 2010/1, ss. 194-196.

Yorum Yap