Benjamin, modernlik düşüncesinin 20.yy’daki en önemli teorisyenlerinden biri. Kuşkusuz Rousseau’nun eleştirel (aydınlanmacı) geleneği, Nietzsche’nin ve Marx’ın bir yandan çok sert vurgulamalarla tartıştığı, bir yandan da belli belirsiz hayranlıkla betimlediği modernlik tahayyülü, sanki onlardan bir yüzyıl sonra ürünler verecek Benjamin tarafından sürdürülüyor gibidir. Nurdan Gürbilek, Benjamin’ini türkçe okuruna tanıtmak için hazırladığı seçkiye yazdığı “Sunuş”da Benjamin’in “ilgi duyduğu nesneler ya da tiplere bakın: Orada kaybolmak üzere olan bir şeyleri, nesli tükenmiş birilerini göreceksiniz. Maddi temelini yitirmelerine rağmen –tam da bu yüzden- çevrelerine son kez ışık saçan, onun aydınlığında bütün imkânlarıyla son bir kez beliriveren şeyler. Benjamin’i cezbeden de bu ışıktır.”(s.37) demektedir.

Marshall Berman’da Goethe, Baudelaire, Marx ve Rus romancılarından hareketle yürüttüğü modernlik deneyimleri tartışmasında, benzer bir temanın varlığından, “katı olanın buharlaşmasından” söz açar. Berman, bugünkü modernlik deneyimlerini anlamak ve sıkıntılarını aşmak için geçmiş deneyimleri bilmenin yararlı olacağını söylemektedir Benjamin’de de Poe, Goethe, Baudelaire, Marx göz önünden hiç kaçırılmamıştır. Benjamin 19.yy.’ın bu isimlerini rastlantısal olarak seçmemiştir. Baudelaire incelemesinde modernlik deneyimini tartışırken, Baudelaire’ın kendi çağının Paris’ini çeşitli görünüşler altında tartışmasının önemini vurgular:“‘Donukluk’ der Baudelaire ilk yayınladığı yazılardan birinde, ‘çoğu kez güzelliğin bir süsüdür.’ Ona borçluyuz, gözlerin kara bataklıklar gibi hüzünlü ve saydam oluşunu ya da tropik denizlerin yağlı kıpırtısızlığına sahip oluşunu.’ O gözlere hayat gelirse, bu aynı zamanda hem avını gözleyen hem de kendini kollayan bir vahşi hayvanınkini andırır.”(s.151)

Bu çalışmasında temel olarak Benjamin, Baudelaire’in modern kentin insanını çarpan, yitikleştiren, metalaştıran yanlarını nasıl ele aldığını inceler. Bunun yanı sıra “şok” ve “donukluk” içinde ya da “hafızanın istençsizce yeniden doğumları”na neden olan tarafını ortaya çıkarmaya çalışır. Benjamin diğer çalışmalarında da benzer temaları işlemeyi sürdürür. “Proust İmgesi” ya da “Hikâye Anlatıcısı” çalışmaları bu temaların yeniden bir başka bağlamda serimlemelerini içerir. “Proust İmgesi” adlı çalışmasına neden olan imgeyi şöyle tanımlar: “edebiyatla hayat arasında gittikçe artan uyuşmazlığın alabildiği an fizyonomik ifadedir.” (s.101) Yani Proust’un  metinlerindeki bitmek bilmez gevezelik, zamanın, özelikle de hız  denklemine kurban gitmiş zamanın, ve “yüksek sosyetenin bütün iç yapısını bir gevezelik fizyolojisi olarak betimlemek” amacı taşır. Bu amaç zamanın tanıklığına eklemlenmek isteyen “komedi”dir. (s.107) Böylesi zaman kendine “merkezinde bir yalnızlık” örgüsü ile konu bulur hem de hayatın kendisine yerleşmiş olarak.

Hikâye Anlatıcısı” adlı çalışmasında ise Benjamin, hayatın pratik yanına vurgu yaparak, yiten bir başka şeye, hikâye anlatma geleneğine sahip çıkıyor. “Gerçek hayatın dokusuna nüfuz etmiş akıl, bilgeliktir. İşte hikâye anlatma sanatı tam da bilgelik, yani hakikatın destansı boyutu öldüğü için ortadan kalkıyor. Ama bu uzun zamandır devam eden süreç. Bunu yalnızca bir “çürüme belirtisi”, hele hele “modern” bir belirti olarak görmek kadar aptalca bir şey olamaz.” (s.80) Çünkü Benjamin hikâye anlatıcılarını karakteristik olarak şöyle tanımlıyor: “Hikâye anlatıcısı, dürüst adamın kendisiyle yüzleştiği kişidir.” (s.100) Roman bu bağlamda terk edilen eski bir biçime, karşılık gelen yeni bir biçimsel anlatım değildir. Roman başka bir şeyin ifadesidir. “Roman yazmak, insan hayatını tasvir ederken benzersiz olanı uç noktalara vardırmaktır. Roman, hayatın bütün doluluğu içinde ve bu doluluğu tasvir ederek, yaşayanların derin akılsızlığını ortaya serer.” (s.81)

Benjamin’in belirtilen bütün çalışmalarındaki modernlik temalarını, “Tarih Kavramı Üzerine” yazdığı çalışmasında yeniden ele alır. Bu çalışmada sürekli devinime, yani; “geçmişin uçuculuğu imgesine” şöyle bir katkısını şöyle açıklar:“Düşünme sadece düşüncelerin akıp gitmesi değil, akışın durdurulup düşüncelere el konmasıdır. Düşünce birdenbire gerilimlerle yüklü bir kümelenmede durduğunda, onu şiddetle sarsar, kendisi de bu sarsıntıyla kristalize olur, bir monada dönüşür.” (s.48) Burası bir bakıma herkes için değil ama “Mesih’in açıp girebileceği bir kapıdır.” Birçok bakımdan Benjamin, modernliğin özellikle ilerleme ve gelişme düşüncesinden esinlenen yıkıcılığına ve o yıkıcılığın yarattığı toz bulutuna vurgulama yapar. İşte böylesi bir vurgu nedeniyle çoğu zaman metinlerine bitmek bilmez bir gerilim yükler. Yahudi olmanın verdiği Mesih inancı ile Marx’ın eşitsiz gelişim ve kapitalizmin yok edici tutumu arasında, G.Scholem ile Frankfurt Okulu arasında, kütüphane müdavimliği ve sıkı not alışları ile sık sık seyahat etmek ve çoğu zaman uygun çalışma koşullarına sahip olamama arasında… doğan onlarca gerilim hattını Benjamin hayatında dindirmeye çalışır. Elbette böylesi bir durumda yaratıcılık “dar geçitteki bir aydın”ın işi olacaktır. Benjamin bütün bu gerilimleri dindiremez ama, ölümü hem de intihar olarak çağırarak gerilimini toprağa boşaltır. Nurdan Gürbilek bu seçkiye Benjamin’in “Tek Yönlü Yol, Gerçeküstücülük: Avrupalı Aydının Son Fotoğrafı, Kendi Başına Dil ve İnsan Dili Üzerine” adlı çalışmalarında almış.

Benjamin’in türkçede hemen hemen bütün eserleri şöyle ya da böyle yayınlanmış olmasına rağmen, bu seçkinin önemi Benjamin’i hiç tanımayan fakat adını duymuş olan okurlara, ayrıca edebiyata ve eleştiriye yönelmiş okurlara onu tanıtmak açısından gerçekçi bir rehberlik ediyor olmasıdır. Ömrünün büyük bir çoğunluğunu alman dilinin en iyi eleştirmeni olmak uğruna harcamış, sayfalarca düzenli notlar almış ve hayatının baş yapıtını yazmak için yıllarını harcamış fakat bitirememiş, doçentlik tezinin kabul edilmemesiyle yılmamış, aşklarının peşinden sürüklenmiş, yazılarına karşılık aldığı ağır eleştirileri büyük bir soğukkanlılıkla algılamaya çalışmış, tepkilerinin dozunu gerçekçi bir hayatın içinden büyütmüş, her şeye rağmen dostluklarının gerilimlerini taşımış, tam bir modern zaman trajikliğine tanıklık etmiş bir yaşam onunkisi. Benjamin her şeye ve herkese karşı bir kötümser tablodan birçok yaratıyla çıkmayı başarmış biridir. (-tek istisnası nazilere esir düşmemek için, ölümünden üç ay önce yazdığı “Tarih Üzerine Tezler” çalışmasına rağmen adeta bir kahraman gibi kendini intiharın kollarına bırakmasıdır.) Oysa o, Rousseau ve Nietzsche kadar intihardan çok doğal bir ölüme yazgılı modern bir kahraman ve inşacı olabilirdi.

 

Yayımlandığı yer: “Son Bakışta Aşk”, felsefelogos, Sayı: 17-18, 2002/1, ss. 193-195 [PDF]

Yorum Yap